Skip to main content

Yeni Misafirlerimiz #1: Ricky Ledo

Salary Cap'teki inanılmaz yükselişle birlikte NBA'in çok daha cazip bir pazar haline dönüşmesi, şüphesiz ki en çok Avrupa'nın imajını zedeledi. Ekonomik açıdan zaten oldukça güçsüz olan Euroleague'in, elinde bulunan az sayıdaki değeri de zamanla kaybetmesi sürpriz olmaz. Avrupa'daki üst seviye oyuncuların yaşadıkları ikilem bir kenara dursun, D-League'deki önemli potansiyellerin önündeki denklem daha da karmaşık artık. Önlerinde 3 seçenek var:

1- NBA'de forma giyme şanslarını devam ettirebilmek için D-League'de kalmak.
2- Maddi yönden rahat olabilecekleri, ama kariyerleri açısından soru işaretleri barındıracak olan Çin.
3- Yeni bir uyanış yaşamak ve farklı bir maceraya atılmak için önlerinde duran Avrupa tercihi.

Bu yazıda (bunun bir yazı dizisi olmasını planlıyorum), geçen yıl D-League'de oynayan, bu yıl ise Avrupa'yı tercih eden Ricky Ledo'yu biyografik / istatistiksel detaylara fazla girmeden tanıtmaya çalışacağım. Oyuncuları tanıtmaya başlamadan önce, "NBDL'de oynanan basketbol seviyesi çok düşük, oradaki basketbolculardan medet ummak hayalcilik" klişesinin doğru olmadığını vurgulamak lazım. Son zamanlarda Avrupa takımlarının D-League'i daha da dikkatli takip etmeye başladığını ve kayıp potansiyelleri ortaya çıkarma konusunda seviye atladığını düşünüyorum. Ledo da bunlardan biri.

RICKY LEDO ( 23 - SG/SF - 1.99 )


Ledo, geçtiğimiz sezon D-League'de en çok ilgimi çeken oyuncuydu diyebilirim. Reno Bighorns'ta David Stockton ve Erick Green ile birlikte takımın liderliğini üstleniyordu. Bu yaz döneminde ne yapacağını çok merak ediyordum ve eğer Avrupa'ya gelirse Euroleague'in üst seviyesinde rahatça kontrat bulacağından emindim. Ama işler hiç de öyle gitmedi. Yeşilgiresun'la anlaştığı haberini -sürprizini- izlediğim filme ara verdikten sonra Twitter'dan öğrendim. D-League'in en iyi oyuncuları arasına rahatlıkla yazabileceğimiz bir oyuncunun Türkiye'ye gelmesi, hatta önceliği ligde kalmak olan takıma transfer olması hakikaten harika iş. Ledo'nun BSL için de büyük kazanç olduğu yakında anlaşılacaktır.

Peki, Ledo'nun özellikleri nelerdir?

- Ledo'yu ilk izlediğimde, gözlerimde Giannis Antetokounmpo canlanmıştı. Evet, fiziksel açıdan tabii ki onun gibi devasa değil ama oyun açısından birçok benzerlik gösteriyorlar. Ledo'nun asıl pozisyonu 2 numara. Ama Bighorns'ta 5 numara hariç, dört pozisyonda da oynadı. Uzun forvet pozisyonuna kayabiliyor oluşu, takımın zaman zaman kısa 5'e geçişini kolaylaştırması yönünden büyük artı sağlıyordu.

- Onu hücumda en avantajlı duruma getiren özellikleri; kulaç ve bacak uzunluğu. Bu fiziksel artıları sayesinde özellikle 2 numaradaki eşleşmelerine karşı ciddi sıkıntılar çıkarıyor. Potaya penetre ederken onu durdurabilmek çok zor, bu silahını, oyununun merkezine koymuş durumda. Penetre-pas, dribbling'i yarıda kesip şut atma gibi özellikleriyle, oyuna çeşitlilik de katıyor. Ancak, Avrupa'ya gelen çoğu siyahi kısanın sahip olduğu hastalık onda da mevcut. Nerede duracağını bilmiyor. Bazen dengesini kaybediyor ve pozisyonları çok fazla zorluyor, potaya yanlış yerde atak yapıyor. Fakat Yeşilgiresun'da yapacağı olası patlamadan sonra, kariyerine eğer Avrupa'da devam ederse, nitelikli bir koçla bu sorunun üstesinden gelebilir. Zira yaşı daha 23, öğreneceği çok şey var.




- Ledo için fiziksel özelliklerinin çok kritik olduğunu söylemiştik. Diğer önemli özelliği, atletizm. Peki atletizmini savunmaya nasıl yansıtıyor? Bu soruya net bir yanıt yok. Cevap kendisinde saklı. Kafasını o anda oyuna ne kadar verirse, o kadar iyi savunma yapıyor. Ama önceliği çoğu zaman hücum olduğu için basit savunma hataları var. Her oyuncuyla eşleşebiliyor olması burada da avantaj, ama bu konuda mental sıkıntıları mevcut. Topsuz oyun savunması her zaman güven vermiyor, bazen çok yanlış yardımlar yüzünden sayı yediriyor. Kafasında transition hücumu üzerinden hızlı sayı bulma opsiyonu sürekli yer tuttuğu için, eşleşmesinin cut'larını kaçırdığı da oluyor. Tüm bunları ele alıp genel yorum yaparsak, vasat üstü savunmacı diyebiliriz ancak kafasını yaptığı işe çok odaklayabilirse bundan daha da iyi olabilir.

- Peki atletizmini hücuma nasıl yansıtıyor? Ledo tam bir tempo bağımlısıdır ve run&gun için biçilmiş kaftandır. Çekilen net savunma ribaundları sonrası hızlı hücumları başlatma konusuna çok önem verir. Amerikalıların "rapid reaction" dedikleri, rakip savunma yerleşmeden oynanan hızlı oyunlara Ledo hep öncülük etti Bighorns'ta. Müthiş patlayıcı bir oyuncu olduğunu belirtelim. Maç içindeki bu tarz en ufak kıvılcımlarda hem kendi ritmini artırabilir, hem de takımını havaya sokabilir. Hızının ekmeğini Avrupa'da da yiyeceğini düşünüyorum.

- Top hakimiyeti başlığımız, Ricky Ledo hakkındaki yazımızın son değerlendirme maddesi. Spin hareketleri ve topla yön değiştirebilme meziyetleri, onun ball-handling konusunda ne kadar iyi olduğunu kanıtlar nitelikte. Ellerini harika kullanıyor ve topla çok fazla haşır neşir. Ancak bu da doğal olarak bir sıkıntının habercisi. Eğer Avrupa'da üst seviyeye en kısa sürede çıkmak istiyorsa, topu sürekli elinde bulamayacağını hazmetmek zorunda. D-League'de ona sağlanan özgürlük burada sağlanmayacaktır. Kendi şutunu yaratma konusunda ne kadar başarılı olursa olsun; takım arkadaşlarına şut imkanı yaratma konusunda da kendisini geliştirmesi gerekiyor. Bu yıl D-League'de yaptığı 2.8 asist/2.2 top kaybı istatistiği kabul edilebilecek gibi değil.

- Son olarak geçen yıl Bighorns'taki istatistiklerini de fikir sahibi olmak isteyenler için paylaşalım: 50 maçın 49'unda ilk 5 başladı. %39.5 üçlük (Eli ısındığı zaman müthiş üçlükçüdür), %44 saha içi isabeti ile 21.3 sayı-6.1 ribaund-2.8 asist-1.1 top çalma-2.2 top kaybı.

Ricky Ledo hakkında tüm bu yazdıklarımızdan sonra çıkabileceğimiz nokta şurası oluyor: Elimizde büyük yeteneklere sahip, benzersiz bir yetenek var. Ancak bu yeteneğin bir mentor tarafından işlenmesi lazım. Ledo'nun, oyununu bir üst seviyeye taşıması için sadece kendisinin çalışması yetmeyecek. Avrupa'da onu yönlendirebilecek bir üst akıl gerekecek.

Comments

Popular posts from this blog

Bir Nefret Hikayesi

İstanbul, finaller söz konusu olduğu zaman spor tarihinde çok özel bir yere sahip. Bu yazının başrollerinde yer alan Obradovic ve Spanoulis için de kariyerlerinin belki de en destansı şampiyonlukları tam burada yaşandı. Obradovic, Euroleague'deki ilk şampiyonluğunu 1992'de Djordjevic'in maç kazandıran efsanevi basketiyle alırken, Spanoulis de 2012'de açık ara favori görünen CSKA karşısında büyük bir farktan geri dönerek Printezis'e yaptığı asistle son saniyede şampiyonluğu çalmıştı. Peki Avrupa basketbolunun şu anda en büyük iki figürü olarak kabul edebileceğimiz bu iki isim arasındaki nefretin sebebi ne? Öyle ki, Obradovic, 'yolda görsem selam bile vermem' derken Spanoulis bu konu hakkında yıllardır konuşmak bile istemiyor. Bu konunun biraz detayına inelim.

Çoğumuzun bildiği bir hikaye aslında bu. Obradovic ve Spanoulis arasındaki nefret 21 Haziran 2010'a dayanıyor. Bu konuyu yeniden hatırlamamızı sağlayan şey ise, sizin de tahmin edeceğiniz gibi: Sin…

Basketbol Süper Ligi | İlk Yarı Ödülleri

En İyi Takım: Yeşilgiresun Belediyespor

Sezon başlamadan önce yerli genç isimler ve Ricky Ledo, Anthony Gill gibi yabancılardan oluşan bu takımın, aslında önemli bir proje takımı olduğu belliydi. Yeşilgiresun çok kritik bir karar almıştı ve bu karar hiç beklenmedik sonuçlar getirmeye başladı. Kimsenin ilk 10'a yazmadığı, hatta çoğunluğun son 3 sıraya yazdığı bu kadro, şimdilerde playoff yapma uğraşında. İçeride seyircisiyle oluşturduğu birliktelik sayesinde kolay kolay maç vermeyen Karadeniz ekibi, oyun kurucu pozisyonunda Malcolm Armstead yerine daha kaliteli bir isme sahip olsa, her şey dört dörtlük olabilirdi. Yine de bu olay, onların ilk yarıdaki en büyük sürpriz oldukları gerçeğini değiştirmiyor.

En kötü takım: Muratbey Uşak Sportif

Koç Ozan Bulkaz'ın yarattığı etkisiz takım, geçen yıllarda başarılı olan Uşak'ın bu yıl çok gerilerde kalmasına neden oldu. Yetersiz yerli rotasyonu, plansızlık, kadro belirsizliği ve bunun gibi sayılabilecek daha bir sürü sebep, Uşak'ı…