Skip to main content

Basketbol Süper Ligi | İlk Yarı Ödülleri


En İyi Takım: Yeşilgiresun Belediyespor

Sezon başlamadan önce yerli genç isimler ve Ricky Ledo, Anthony Gill gibi yabancılardan oluşan bu takımın, aslında önemli bir proje takımı olduğu belliydi. Yeşilgiresun çok kritik bir karar almıştı ve bu karar hiç beklenmedik sonuçlar getirmeye başladı. Kimsenin ilk 10'a yazmadığı, hatta çoğunluğun son 3 sıraya yazdığı bu kadro, şimdilerde playoff yapma uğraşında. İçeride seyircisiyle oluşturduğu birliktelik sayesinde kolay kolay maç vermeyen Karadeniz ekibi, oyun kurucu pozisyonunda Malcolm Armstead yerine daha kaliteli bir isme sahip olsa, her şey dört dörtlük olabilirdi. Yine de bu olay, onların ilk yarıdaki en büyük sürpriz oldukları gerçeğini değiştirmiyor.

En kötü takım: Muratbey Uşak Sportif

Koç Ozan Bulkaz'ın yarattığı etkisiz takım, geçen yıllarda başarılı olan Uşak'ın bu yıl çok gerilerde kalmasına neden oldu. Yetersiz yerli rotasyonu, plansızlık, kadro belirsizliği ve bunun gibi sayılabilecek daha bir sürü sebep, Uşak'ın ilk yarıda alt sıralara demir atmasının en büyük sebepleriydi.



En İyi Koç: Aleksandar Trifunovic

Proje takımı olan Yeşilgiresun'u böyle iyi yöneten Trifunovic, dar sayılabilecek rotasyondan da çok ciddi verim aldı. Okben'in bu yılki gelişiminde önemli parmağı olduğunu düşündüğüm Trifunovic, Ledo da dönünce iyice rahatlayacaktır. Şehir ile takım uyumunun üst düzey olduğu böyle bir yerde, kısa sürede genç kadroyla güzel işler yapabilmesi, bu ödülü kazanmasını sağlıyor.

En Kötü Koç: Orhun Ene

Bol defektleri ve coaching açısından yetersizlikleri bulunan Tofaş'ın, Orhun Ene yönetiminde ciddi bir hayal kırıklığı yarattığını düşünüyorum. Orhun Ene takımları her zaman tehlikelidir, ki bu yıl etkili skorerlere sahip olan Tofaş da yine zorlayıcı bir takım. Ancak bu takımın sadece anlık tehlikeler yaratabildiği ve daha fazlasını yapamadığı kanaatindeyim. Bu nedenle oynadıkları her başarısız maçın arkasında şu ana kadar Orhun hoca faktörü yatıyor.

En Büyük Hayal Kırıklıkları

1- Tofaş

Sezon başında uzun rotasyonunun merkezini Kaya Peker-Kaloyan Ivanov-Ronald Roberts üçlüsüyle oluşturan Tofaş, daha ilk günlerde bu iskeletten sorun çıkacağını belli etmişti. İki geleneksel uzun tipinin yanına sadece tek atletik pivot eklemek, büyük ve oldukça gereksiz bir kumardı. Zaten sallantıda olan bu rotasyon, Ronald Roberts sakatlandıktan sonra tamamen dibe çökmüş oldu. Chris Copeland transferiyle forvetteki atletizm eksikliği sorununu gidermiş olsalar da, bu takımın pota altını karartan tarzda bir pivot ihtiyacı var. Mesela Best Balıkesir'den hızlı davranıp Joey Dorsey'i düşünebilirlerdi, ama geç kaldılar. Günümüzde Ivanov, Kaya tarzı uzunlar artık çok daha az tercih edilirken, Orhun Ene'nin neden en başta böyle bir ikili oluşturduğunu bilmiyorum.


İlk yarıda takımın yükü 7 oyuncunun sırtına yüklenmiş durumdaydı. Jordan Hamilton'la yaşadıkları hayal kırıklığını Tony Crocker hamlesiyle atlatmayı başardılar, bu onlar için önemli bir gelişmeydi. Kağıt üstünde Barış Ermiş-Vasilije Micic bana göre gayet iyi ikili, ama sayısal olarak daha rahat rotasyona sahip olmaları için bir kısa daha eklenebilirdi. Ya da eğer güveniyorlarsa Yiğit Arslan gibi gençlere daha çok süre verilebilir. Bunları yapmak yerine Barış-Mejia-Crocker'ın asist/skor gücüne güvenmeyi tercih ettiler: Barış Ermiş'le hızlı ikili oyunlar veya Mejia/Crocker'la isolationlar. Bunun dışında önemli alternatif planları olduğunu düşünmüyorum.

TBL'de geçirdikleri 1 yıllık geçiş döneminin ardından BSL'ye geri dönüşlerinin çok daha etkili olmasını beklerdim. Ancak Yeşilgiresun ve Gaziantep gibi takımların arkasında kalarak şimdiye kadar büyük hayal kırıklığı yarattılar.

2- Ozan Bulkaz

Uşak'ta geçen harika zamanlar ve düşük bütçeye rağmen kurduğu kadrolarla önemli fark yaratan Ozan Bulkaz, bu yıl oluşturduğu takımla büyük hayal kırıklığı yarattı.

Bulkaz'ın sezona başladığı kadrodan 3 isim yılbaşını dahi göremeden takımdan yollandı ve 11 yabancı lisansı hakkının şu ana kadar 10'u kullanıldı bile. Peki böyle büyük bir oyuncu sirkülasyonu yaşanmasının sebebi neydi? Çünkü hiçbir şekilde sistem oturtamadılar. Takımın belli bir planı bile yoktu. Evaldas Kairys'e sahip olan takımın Rolands Freimanis'i alması; Darryl Monroe'ya bu belirsiz sistemde çok fazla yüklenilmesi ve en sonunda yollanması; başka bir ismi denemek yerine yeniden D'Angelo Harrison'a gidilmesi gibi bir sürü hata bulunabilir. Yanlış sistem ya da sistemsizlik, oyuncu yer. Bu yıl Uşak'ın başına gelen olay buydu.


3- Austin Daye

Galatasaray Odeabank kariyerine çok iyi bir giriş yapmasına rağmen önce sakatlıkların, daha sonra Ergin Ataman'ın etkisiyle gitgide rotasyon dışına kaydı Austin Daye. 4 numara için inanılmaz ince olması ve savunmada çok önemli sıkıntılar yaratması onun geri planda kalmasına neden oldu. 3 numaraya kayması da düşünülebilirdi, ancak orada Schilb, Micov, Emir gibi isimlerin önceliğe sahip olmasından dolayı bu düşünceyi gerçekleştiremediler. Gün geçtikçe eksi yazmaya başlayan Daye, Euroleague'de son zamanlarda toparlanma sinyalleri verse de, BSL hayal kırıklıkları listemize girmeye hak kazandı.

4- Michael Thompson

Beşiktaş Sompo Japan'a gelmeden önce 'yeni Bobby Dixon' olur mu diye düşünülen Michael Thompson, şu ana kadarki çok vasat performansıyla beklentilerin bir hayli altında kaldı. Siyah-beyazlıların şu ana kadar yaşadığı birçok temel problemin kaynağı olması ve en kritik yerlerde sorumluluk almak yerine, top kayıplarını tercih etmesi, onun Beşiktaş seviyesinde olmadığını kanıtlar nitelikteydi.

5- Halk Enerji TED Ankara Kolejliler

Aslında bu listeye direkt olarak 'Basketbol Süper Ligi' yazabilirdim. Çünkü bu sezon, beklenen rekabet ortamı bir türlü yaratılamadı bana göre. Playoff yarışması için ilk 7 koltuğun neredeyse garantide olması ve Best Balıkesir-TED ikilisinin ligin dibine tamamen yerleşmesi, heyecan dozajının düşük kalmasına neden oldu. TED kendine bu listede 5. sırada yer buldu, çünkü şu kadroya biraz bütçe ekleyip maksimum 1-2 kaliteli/veteran yerli ekleseler, şu an onlar bile düşmeme savaşı verebilirlerdi. TED'in sezon başlamadan bu kadar çabuk pes etmiş olması hayal kırıklığı yarattı.


En İyi Beş

Jordan Theodore: Ortalamaları 34 dakikada 20 sayı, 4 ribaund, 7 asist; takımı Banvit 11 galibiyet, 4 mağlubiyetle 4. sırada. Darüşşafaka Doğuş'a 32, Galatasaray Odeabank''a 34 sayı. Fazla söze gerek var mı?

Okben Ulubay: İlk yarıda gösterdiği performans şiir gibiydi. Bana göre sezonun da en iyi yerli oyuncusu şu ana kadar.

Gediminas Orelik: Basketbol Süper Ligi'ndeki en iyi görev adamı. Banvit seviyesinin de çok üstünde bir 3.5 numara olduğunu düşünüyorum ve bu durum, Banvit için piyango gibi bir anlama geliyor.

Julian Wright: Geçen yıl Trento'da geçirdiği harika sezondan sonra Trabzon'a geleceği aklımın ucundan bile geçmezdi. Öyle ki, bu aralar ismi, Barcelona'yla bile alındı. Ligimizin üst seviye basketbolcularından ve onu buralarda görmek büyük şans.

Vladimir Stimac: İlk yarıdaki performansını özetleyecek tek kelime 'muhteşem' olabilir. Pota altında kendisinden beklenmeyecek kadar iyi işler yaptı. Kariyerinin en formda dönemini geçiriyor bana göre, ama umarım aldığı sürelerin fazlalığı nedeniyle herhangi bir sakatlık yaşamaz.



En İyi İkinci Beş

Kenny Hayes: Demir İnşaat Büyükçekmece'nin elindeki en büyük değer. Çok önemli bir hücum tehdidi ve sayı opsiyonu. Büyükçekmece'nin hala playoff için ciddi umutları varsa, Hayes bundaki en önemli faktör.

Michael Roll: Beşiktaş Sompo Japan'ın takım olabilmesindeki en önemli etken. Stimac'la birlikte bu kadronun yukarılarda olmasını sağlayan en kritik isim. Takımdaki her işe koşmaya çalışması ve aldığı yükün sorumluluğunu çok iyi taşıması, onun ne kadar büyük basketbolcu olduğunu kanıtlıyor.

Cedi Osman: Kendini her geçen gün geliştirmeye devam ediyor. Oyununa dış şut eklediğinden beri, hücumda daha önemli bir tehdit olmaya başladı. 4 numaraya geçmesi onun için çok iyi gelişme olabilirdi, ama rotasyon kalabalıklığından dolayı bu şansı yeterince eline geçiremiyor.

Davon Jefferson: Gaziantep'e geldiği günden beri, takımdaki müthiş yükseliş herkesin malumu. Çok daha üst seviyelerde forma giyebilir. Ligimizde pota altı dominantlığı konusunda kendisine rahatlıkla üst sıralarda yer bulacak kalitede bir pivot.

Ekpe Udoh: Fenerbahçe'nin tüm ağır işçiliğini yapan, Avrupa'da eşi benzeri olmayan bir isim. Udoh'u anlatmaya kalkmak doğru olmaz, çünkü bu konu ancak yeni bir yazıda rahatlıkla anlatılabilir.


En Kötü Beş

Michael Thompson: Yarattığı beklenti ve oynadığı basketbol birbiriyle tamamen alakasız olunca, ortaya koskoca bir hayal kırıklığı çıkıyor.

Stefan Moody: Trabzon, koskoca oyuncu piyasasından yeni bir Courtney Fortson (Moody çok daha atletik, hakkını verelim) bulmayı başardı. Asla direksiyonu eline vereceğiniz tarzda bir oyuncu değil.

Randy Culpepper: Best Balıkesir onu transfer ettiğinde ligde kalma hamlesi olabileceğini düşünmüştüm. Ancak Culpepper 11 maç sonunda kadro dışı kaldığı gibi, takımdaki tüm dengeleri de alt üst etti.

Brent Petway: Pınar Karşıyaka'nın bu sezonki en kötü transferlerinden biriydi. Petway'in artık sahada yürümeye bile hali yok ve parkede kaldığı sürede sadece eksi yazıyor.

Jason Love: TED kariyeri çok kısa sürmesine rağmen onu buraya yazmamak olmazdı. BSL'de şu ana kadar izlediğim en kötü basketbolcu olabilir Jason Love.


Altın Bidon: Michael Thompson

Bildiğiniz gibi, 'Altın Bidon', Serie A'da beklentileri karşılayamayan oyunculara sezon sonu verilen ödül. Bunu BSL'ye ilk yarı için uyarladığımızda, ödül için en büyük adayın Michael Thompson olduğunu düşünüyorum. İlk yarıda bir oyun kurucudan bekleyebileceğimiz hiçbir şeyi yapamayan Thompson; ikili sıkıştırma görünce donup kalması, takımına ivme kaybettirmesi ve kritik topları kaybetmesiyle dikkat çekti. İkinci yarı düzelir mi bilemiyorum, ancak şu ana kadarki haliyle Bobby Dixon'ın yanından bile geçemez.

MIP: Okben Ulubay

İtiraf etmek gerekirse, uzun zaman önce ondan ümidi kesmiştim. Ama çok sağlam bir kumaşı olduğunu her geçen yıl biraz daha kanıtlıyor Okben. Şimdi geldiği noktada Yeşilgiresun'un playoff yapma savaşına liderlik ediyor. İstatistiklerini incelemeye gerek bile duymuyorum, ancak maç başına 34 dakika süre aldığını belirtmek lazım. Muhteşem bir skor gücü ve çok iyi bir patlayıcılık özelliği var. Performansındaki yükseliş sayesinde All Star'a bile seçildi. Okben'in zamanla daha da yukarılara ulaşmaması için hiçbir sebep yok. MIP ödülü konusunda herkesin hemfikir olduğuna eminim.


MVP: Vladimir Stimac

Bu ödülü kim hak ediyor diye gerçekten uzun süre düşündüm. Çünkü Jordan Theodore'un ilk yarıda o kadar değerli performansları vardı ki, peri masalı yazıyor bile denilebilirdi. Banvit'i Banvit yapan en önemli parçaydı. Ancak en sonunda ödülü Vladimir Stimac'ın almasına karar verdim. Gelişinde büyük soru işaretleri barındıran, hatta kendisiyle önce kısa süreli kontrat imzalatılan Stimac'ın, Beşiktaş'ın en önemli oyuncusu olabileceğini kimse tahmin edemezdi. Bana göre bu, gerçek bir peri masalıydı.

Stimac'ın ligde 26 dakikada yaklaşık 17 sayı-10 ribaund ortalaması var. Darüşşafaka, Banvit, Galatasaray, Fenerbahçe, Efes gibi büyük takımlara karşı oynanan maçlarda da 20.6 sayı, 10.6 ribaund ortalamaları tutturdu. Beşiktaş'ın ilk 3 içinde kalmasındaki en büyük pay ona ait ve ilk yarının en değerli oyuncusu olmayı kesinlikle hak ediyor.

Comments

Anonymous said…
güzel olmuş başkan eline sağlık
Anonymous said…
Hocam sezon sonu BSL değerlendirmesi gelecek mi ? Yoksa play-off sonu mu beklenecek ?
Merhaba. Eğer vakit bulabilirsem yazmaya çalışacağım.

Popular posts from this blog

Bir Nefret Hikayesi

İstanbul, finaller söz konusu olduğu zaman spor tarihinde çok özel bir yere sahip. Bu yazının başrollerinde yer alan Obradovic ve Spanoulis için de kariyerlerinin belki de en destansı şampiyonlukları tam burada yaşandı. Obradovic, Euroleague'deki ilk şampiyonluğunu 1992'de Djordjevic'in maç kazandıran efsanevi basketiyle alırken, Spanoulis de 2012'de açık ara favori görünen CSKA karşısında büyük bir farktan geri dönerek Printezis'e yaptığı asistle son saniyede şampiyonluğu çalmıştı. Peki Avrupa basketbolunun şu anda en büyük iki figürü olarak kabul edebileceğimiz bu iki isim arasındaki nefretin sebebi ne? Öyle ki, Obradovic, 'yolda görsem selam bile vermem' derken Spanoulis bu konu hakkında yıllardır konuşmak bile istemiyor. Bu konunun biraz detayına inelim.

Çoğumuzun bildiği bir hikaye aslında bu. Obradovic ve Spanoulis arasındaki nefret 21 Haziran 2010'a dayanıyor. Bu konuyu yeniden hatırlamamızı sağlayan şey ise, sizin de tahmin edeceğiniz gibi: Sin…

Yeni Misafirlerimiz #1: Ricky Ledo

Salary Cap'teki inanılmaz yükselişle birlikte NBA'in çok daha cazip bir pazar haline dönüşmesi, şüphesiz ki en çok Avrupa'nın imajını zedeledi. Ekonomik açıdan zaten oldukça güçsüz olan Euroleague'in, elinde bulunan az sayıdaki değeri de zamanla kaybetmesi sürpriz olmaz. Avrupa'daki üst seviye oyuncuların yaşadıkları ikilem bir kenara dursun, D-League'deki önemli potansiyellerin önündeki denklem daha da karmaşık artık. Önlerinde 3 seçenek var:

1- NBA'de forma giyme şanslarını devam ettirebilmek için D-League'de kalmak.
2- Maddi yönden rahat olabilecekleri, ama kariyerleri açısından soru işaretleri barındıracak olan Çin.
3- Yeni bir uyanış yaşamak ve farklı bir maceraya atılmak için önlerinde duran Avrupa tercihi.

Bu yazıda (bunun bir yazı dizisi olmasını planlıyorum), geçen yıl D-League'de oynayan, bu yıl ise Avrupa'yı tercih eden Ricky Ledo'yu biyografik / istatistiksel detaylara fazla girmeden tanıtmaya çalışacağım. Oyuncuları tanıtmaya ba…

Yeni Misafirlerimiz #3: Bryce Cotton

Avrupa takımlarının D-League üzerindeki ilgisinin her geçen yıl artması, BSL ekiplerinin de ufkunu genişletmiş durumda. Russ Smith ve Ricky Ledo gibi önemli isimleri ilk kez kıta dışına çıkararak elde edilen başarıların, her geçen yıl adım adım büyütülmesi gerekiyor.

Velimir Perasovic'i takımın başına getirdikten sonra yepyeni bir sistem değişikliğine giden Efes, kendi kimyasını oturtmaya çalışırken önemli bir kumar oynuyor. Oynadıkları bu kumarda, başarı ve başarısızlık arasında çok ince bir çizgi oluşturdular. Ya geçen yılki Laboral Kutxa'nın devamı niteliğinde bir organizasyon olacaklar, ya da barındırdıkları önemli eksiklikler yüzünden gemi su almaya en başından başlayacak ve tüm mürettebat batacak.

Peki böyle karmaşık bir yapının içinde, takıma en son katılan Bryce Cotton neler yapabilir, verimli olur mu, Avrupa'da fark yaratabilir mi gibi birçok soru kafalarda canlanıyor. Yazımıza başlıyoruz.

BRYCE COTTON ( 24 - PG/SG - 1.85 )




- Günümüzde 3 tip oyuncu vardır:

1- Beyni…