Skip to main content

Bir Nefret Hikayesi


İstanbul, finaller söz konusu olduğu zaman spor tarihinde çok özel bir yere sahip. Bu yazının başrollerinde yer alan Obradovic ve Spanoulis için de kariyerlerinin belki de en destansı şampiyonlukları tam burada yaşandı. Obradovic, Euroleague'deki ilk şampiyonluğunu 1992'de Djordjevic'in maç kazandıran efsanevi basketiyle alırken, Spanoulis de 2012'de açık ara favori görünen CSKA karşısında büyük bir farktan geri dönerek Printezis'e yaptığı asistle son saniyede şampiyonluğu çalmıştı. Peki Avrupa basketbolunun şu anda en büyük iki figürü olarak kabul edebileceğimiz bu iki isim arasındaki nefretin sebebi ne? Öyle ki, Obradovic, 'yolda görsem selam bile vermem' derken Spanoulis bu konu hakkında yıllardır konuşmak bile istemiyor. Bu konunun biraz detayına inelim.

Çoğumuzun bildiği bir hikaye aslında bu. Obradovic ve Spanoulis arasındaki nefret 21 Haziran 2010'a dayanıyor. Bu konuyu yeniden hatırlamamızı sağlayan şey ise, sizin de tahmin edeceğiniz gibi: Sinan Erdem'de oynanacak final. Bu şehrin iki isim için öneminden bahsetmiştik. Şimdi bizi muhteşem bir final bekliyor.

Spanoulis, 2006 Dünya Şampiyonası yarı finalinde Yunanistan, Amerika'yı elerken; ve Panathinaikos 2009'da Euroleague'i kazanırken, bu takımların hep en kritik oyuncuları arasındaydı. Ancak milli takımda da, Panathinaikos'ta da hiçbir zaman liderlik rolüne soyunamadı. Diamantidis, Papaloukas gibi isimlerin gölgesinde kaldı. Haziran 2010'da Panathinaikos'la olan sözleşmesi bittiğinde, Yoncaların ona gerçekten tatmin edici bir sözleşme önerdiği söyleniyordu.

Itoudis'in zamanında contra.gr'ye verdiği röportajın bir kesitine göz atalım.
Masaya konulan bu harika sözleşme sonrası, ben ve Zeljko; Spanoulis'le konuşmaya gittik. Tarih 21 Haziran'dı ve sözü önce Zeljko aldı. İki taraf da teklifin muhteşem olduğu konusunda hemfikirdi ve dürüst olmak gerekirse, kulüp yönetiminden bu kadar büyük bir teklif beklemiyordum. Spanoulis'le 5-6 kez konuştum ve tüm bu sohbetlerimiz sırasında olumlu hisler vardı. 21 Haziran'daki son konuşmamız sırasında, düşünmek için 3 güne daha ihtiyacı olduğunu ve kardeşinin düğünüyle ilgili meşguliyetini bildirdi. Ben de ona, bunun hayatındaki en büyük karar olduğunu ve bu kararın, onun 5-10 gününü bile alabileceğini söyledim. Barcelona'ya uçuşumdan önce Vassilis bana, herkesle görüş alışverişi yaptıktan sonra en son konuşacağı kişinin ben olacağımı söyledi. 21 Haziran'da aramızda bunlar yaşandı. Ve onla bir daha ne zaman konuştuk biliyor musunuz? Hiçbir zaman.
Spanoulis o yaz, Pire'nin yolunu tuttu ve Panathinaikos'un ezeli düşmanı Olympiacos ile anlaştı. O dönem bu karar kesinlikle anlaşılamamıştı. Bir basketbolcu neden Obradovic, Diamantidis ve Gate 13'ü bırakıp 4 sezon formasını giydiği takımın düşmanı olur? Spanoulis de, Obradovic gibi bu yaşananlar hakkında neredeyse hiç konuşmadı. O yüzden bu konunun derinliği hala sır gibi aslında.


21 Haziran'da Itoudis ve Obradovic, Spanoulis ile görüşürken o masada bir kişi daha vardı: Misko Raznatovic.
Zeljko Obradovic benim yakın arkadaşımdı. Ama Spanoulis, Olympiacos'a gitme konusunda kararlıydı. Artık lider olmak istiyordu. Spanoulis'in, Olympiacos'a gitmesi durumunda Obradovic'le ilişkilerimin bozulacağını biliyordum ve öyle de oldu. Obradovic bu duruma çok sinirlendi. Artık OAKA'ya hiç gitmiyorum, taraftarın beni istemediğini söylediler. Spanoulis, Olympiacos'a gittiğinden beri 7 yıl oldu ve benim Zeljko'yla hiçbir ilişkim kalmadı.
Spanoulis artık lider olmak istediğini söyledi ve Pire'ye gitti. Peki istediğini aldı mı? İlk yılında Siena, Olympiacos'un Final Four'a kalmasına izin vermedi, ama sonraki yılda, yazının başında da belirttiğimiz, Avrupa tarihine geçecek o meşhur İstanbul finali yaşandı. Bu muhteşem şampiyonluğun üstüne Euroleague'de art arda ikinci zaferi de ekleyen Spanoulis liderlik seviyesini de aşarak süper starlık mertebesine ulaştı. Olympiacos'taki ilk zaferinde kendini düşünmek yerine, ikili baskıyı üzerine çekip Printezis'e (daha sonra imza atışı olacak) hook atış şansını yaratması; ikinci zaferindeyse Real Madrid'e karşı ilk yarıyı 0 sayı, 3 top kaybıyla kapattıktan sonra ikinci yarıda 22 sayı atarak maçı koparması onun hakkındaki tüm soru işaretlerinin silinmesini sağladı. Spanoulis kısa sürede kıta basketbolundaki en winner isim haline geldi.

Spanoulis; Obradovic ve Itoudis'in contra.gr'ye yaptıkları açıklamalardan sonra bu konuyla ilgili medya önünde ilk ve son kez konuşurken şunları söylemişti:
2 yıldır bu takımdayım; karakterim ve değerlerim bana bu konuyla ilgili yorum yapmamam gerektiğini söyledi. Ama görüyorum ki, Panathinaikos koçları keskin çizgileri geçmeye başladı ve ben bu yüzden konuyla ilgili son kez konuşuyorum. Sayın Obradovic benim neden ayrıldığımı benden bile daha iyi biliyor. Sayın Itoudis'e gelince; kişiliğim ve ailemin bana öğrettiği değerler, onla tartışmaya girmememi söylüyor. Kariyerimin ilk anından itibaren saygıyı ve başkalarının omzuna basmamayı öğrendim.

Spanoulis ve Obradovic, bu gelişmelerin ardından Euroleague arenasının üst seviyesinde hiç karşılaşmadı. Normal sezonda ya da Yunanistan'daki maçlarda ise bırakın tek kelime konuşmayı, göz göze bile gelmemeye çalıştılar. İstanbul; 1992'de, 2005'te ve 2012'de hep büyüleyici ve unutulmayacak spor olaylarının merkezinde yer aldı. Bu finalde de olağanüstü bir geri dönüş ya da maç sonuna şahit olur muyuz bilmiyorum. Ancak Avrupa basketbolunun en winner koçu ve en winner basketbolcusunun birbirine verecek son bir cevabı var. Biz de umut edelim ki yine tarihi anlar yaşayalım ve İstanbul bizler için yine bir sürpriz hazırlasın.

Comments

Popular posts from this blog

Yeni Misafirlerimiz #1: Ricky Ledo

Salary Cap'teki inanılmaz yükselişle birlikte NBA'in çok daha cazip bir pazar haline dönüşmesi, şüphesiz ki en çok Avrupa'nın imajını zedeledi. Ekonomik açıdan zaten oldukça güçsüz olan Euroleague'in, elinde bulunan az sayıdaki değeri de zamanla kaybetmesi sürpriz olmaz. Avrupa'daki üst seviye oyuncuların yaşadıkları ikilem bir kenara dursun, D-League'deki önemli potansiyellerin önündeki denklem daha da karmaşık artık. Önlerinde 3 seçenek var:

1- NBA'de forma giyme şanslarını devam ettirebilmek için D-League'de kalmak.
2- Maddi yönden rahat olabilecekleri, ama kariyerleri açısından soru işaretleri barındıracak olan Çin.
3- Yeni bir uyanış yaşamak ve farklı bir maceraya atılmak için önlerinde duran Avrupa tercihi.

Bu yazıda (bunun bir yazı dizisi olmasını planlıyorum), geçen yıl D-League'de oynayan, bu yıl ise Avrupa'yı tercih eden Ricky Ledo'yu biyografik / istatistiksel detaylara fazla girmeden tanıtmaya çalışacağım. Oyuncuları tanıtmaya ba…

Yeni Misafirlerimiz #3: Bryce Cotton

Avrupa takımlarının D-League üzerindeki ilgisinin her geçen yıl artması, BSL ekiplerinin de ufkunu genişletmiş durumda. Russ Smith ve Ricky Ledo gibi önemli isimleri ilk kez kıta dışına çıkararak elde edilen başarıların, her geçen yıl adım adım büyütülmesi gerekiyor.

Velimir Perasovic'i takımın başına getirdikten sonra yepyeni bir sistem değişikliğine giden Efes, kendi kimyasını oturtmaya çalışırken önemli bir kumar oynuyor. Oynadıkları bu kumarda, başarı ve başarısızlık arasında çok ince bir çizgi oluşturdular. Ya geçen yılki Laboral Kutxa'nın devamı niteliğinde bir organizasyon olacaklar, ya da barındırdıkları önemli eksiklikler yüzünden gemi su almaya en başından başlayacak ve tüm mürettebat batacak.

Peki böyle karmaşık bir yapının içinde, takıma en son katılan Bryce Cotton neler yapabilir, verimli olur mu, Avrupa'da fark yaratabilir mi gibi birçok soru kafalarda canlanıyor. Yazımıza başlıyoruz.

BRYCE COTTON ( 24 - PG/SG - 1.85 )




- Günümüzde 3 tip oyuncu vardır:

1- Beyni…