Skip to main content

Değerlendirme | Fenerbahçe Ülker

ROTASYON

Nikos Zisis-Kenan Sipahi
Andrew Goudelock-Ricky Hickman-Melih Mahmutoğlu
Bogdan Bogdanovic-Emir Preldzic-(Serhat Çetin)
Nemanja Bjelica-Jan Vesely
Luka Zoric-Oğuz Savaş-Semih Erden

GİRİŞ

Avrupa’nın ve dünyanın sayılı koçlarından Obradovic’e sahip Fenerbahçe Ülker, basketbolda daha önce hiç bu kadar iddialı olmamıştı. Yüksek maliyetle kurulan ve geniş rotasyona sahip (ya da kağıt üzerinde geniş gibi duran) bir takım, büyük bir koç, ihtişamlı bir salon ve o salonu her maçta tıka basa dolduran bir taraftar. Türkiye ligi şampiyonluğu şöyle bir kenara dursun; Ülker ile birleşimden bu yana Euroleague’de beklenen o başarı için en gerçekçi yıl, bu yıl gibi duruyor. Top 8; Top 8’in de ötesinde Final Four, Zoc önderliğindeki bu takımın en büyük hedefi.

DEĞERLENDİRME

Özellikle son 2 yıldır süregelen oyun kurucu krizinde, çok ciddi sıkıntılar yaşamıştı Fenerbahçe. Geçtiğimiz yıl, Euroleague'in zorlu arenasında, Kenan Sipahi de sakatlanıp sezonu kapatınca, saf bir PG olmayan Bo McCalebb ve genç Berk Uğurlu ile yola devam etmek zorunda kalmışlardı. Bu süre zarfında öylesine gelip geçen Pierre Jackson dönemi de yaşamışlardı. Emir Preldzic'e bağlanan ve formsuz Bogdanovic'in eline bakan sarı-lacivertli takım da, yanlış kurgu nedeniyle Avrupa defterini TOP 16'da kapatmıştı. Bu sene de benzer bir sıkıntı yaşandı diyebiliriz. Büyük kısmı yenilenen takımda, gözler bir oyun kurucu takviyesi bekledi ama bu hamle ancak Aralık ayının sonunda gelebildi. Avrupa'nın en önemli kısalarından Zisis'in Kazan'dan transferiyle herkes muradına erdi. Şimdi sonu güzel biten oyun kurucu hikayesini sonlandıralım ve Zisis'e odaklanalım.

Görünmez kahraman... Sezon başlangıcından 2 ay sonra, yani marketteki oyuncu stoğunun neredeyse tükendiği ve takımların da düzenler oturduğu için basketbolcularını bırakmadığı dönemde yapılabilecek en önemli hamleydi belki de Zisis. O dönem konuşulan isimlerden Heurtel'in Efes'i seçişi ve Calathes'in de Avrupa'ya dönmemesi küçük şanssızlıklar olarak nitelendirilebilir. Top 16 serüveninin başlangıcıyla yeni takımına katılan ve Fenerbahçe seyircisinin ilk günden itibaren büyük desteğini kazanan Yunan oyuncu, bana göre adaptasyon gibi bir sorunla karşılaşmadı. Takımın isolation oynayan oyuncularının yanında, daha çok denge sağlayıcı ve düzenleyici olarak ihtiyaç vardı Zisis'e, ve o da bu görevi şu ana kadar başarılı bir şekilde uyguluyor. Gösterişli bir oyununun olmaması, tamamen verilen görevleri uygulamaya yönelik bir amaca odaklanması; onun maç içinde çok etkisiz kaldığına dair seslerin yükselmesine neden oldu. Bu düşüncelere %50'lik bir haklılık payı koyabiliriz. Çünkü takım için ne kadar önemli bir yere sahip olsa da, karşımızda her şeye rağmen tam formda bir Zisis yok. Kariyeri boyunca fena olmayan orta mesafe şutları ve bunun yanında ceza şutları konusunda gerçekten kötü gidiyor. Ayrıca ilginçtir; Fenerbahçe'ye gelmeden önce %81 ile serbest atış kullanırken, buraya gelişiyle birlikte bu alanda bile önemli bir düşüş yaşadı. Özetle; savunmada dengeleyici, hücumda pas akışını sağlarken düzenleyici ama biraz da formsuz bir Zisis var karşımızda. Eğer bu takım son 4 takım arasına kalacaksa, bundaki en önemli etkenin de O olduğunu düşünüyorum. Ve istatistiklerin aslında hiçbir şeyi yansıtamadığını da eklemek gerek tabii.

Türk basketbolunun geleceği mi desek, sakatlık sonrası bu sıfatın altında kaybolan geleceğimiz mi desek? Kenan Sipahi, kuşkusuz çok önemli bir yetenek. U18 Avrupa Şampiyonasında zamanın MVP'si Sipahi, Tofaş'tan sonra şanssız günler yaşadı. Geçen sezonun ortasında geçirdiği sakatlığın ardından kariyeri önemli bir darbe aldı. Oyun kurucusuz geçilen 2013/14 sezonunda, sakatlıkla boğuşmasa hem tecrübe kazanabilir, hem de Obradovic'ten öğrenecekleriyle fark yaratabilirdi. Ama dediğimiz gibi, yaşadığı ciddi bir şanssızlıktı. Fenerbahçe taraftarı, benim gözlemime göre iki ayrı cepheye ayrıldı Kenan konusunda. Bir taraf, Kenan'a kayıtsız şartsız güveniyor, diğer taraf ise düşen performansı nedeniyle ona artık sabredemiyor. Tüm bu konuşulanların gölgesinde, Kenan Sipahi gün geçtikçe daha çok ısınıyor. Hücumda eğer ritmini bulamadıysa, şansını savunmada deniyor ve rakip kısaya ciddi baskı kurma konusunda önemli bir yer teşkil ediyor. Karşıyaka'yla oynanan kupa yarı finalinde de hücumda beklenen seviyeye doğru ilerlediğini kanıtladı. Kariyeri açısından bu yıl çok ama çok önemli. Biraz sabırlı olmakta fayda var...

Gelelim 2 numaraya ve Avrupa'nın "Mini Mamba'sı" Goudelock'tan başlayalım. Goudelock için Avrupa'nın Kobe Bryant'ı demek gerçekten çok başarılı bir benzetme olur. Drew, Fenerbahçe'nin bu sezonki hücumunun her şeyi desek yanlış olmaz. Maç zora girdiğinde gösterdiği başarılı performanslar, skorer özelliğiyle takıma yaptığı katkılar, kendisine özgü çok zor şut isabetleri derken; çok etkileyici bir oyuncuyla karşı karşıya olduğumuzu fark ediyoruz. Tabii tüm bu önemli artıların yanına bir bağlaçtan ibaret olan, yine de takımın belki de en önemli eksilerini sıralayacağımız "ama" gelmek zorunda.

Isolation hücumlarında, takımın en önemli oyuncuları ya takım kilitlenmiş ve sayı atamazken bu kilidi kırmak ister, ya da sete dönülemeyen hücumlarda zorunlu bir tercihle bu yola başvurur. Andrew Goudelock, bire bir hücumunda Avrupa'nın belki de en iyi oyuncusu. Evet isolation oyunlarında çok başarılı olabilir, ancak bunun handikapları da ciddi derecede yaşanıyor.

  1. Gou, pozisyonları bitirme açısından çok fazla zorlayan ve adeta pasör özellikleri alınmış gibi hareket edebilen bir oyuncu. Bu, takım arkadaşlarının oyuna olan konsantrasyonları açısından zaman zaman önemli sıkıntılar veriyor. 
  2. Topu eline aldığında abartısız 15-20 saniye şut şansı aradığı dönemlerde izleyici açısından da seyir zevki düşebiliyor. 
  3. Obradovic, Goudelock'a çok fazla güveniyor. Gou, bu döneme kadar Olympiacos ve kupa finalindeki Efes maçları haricinde koçunu neredeyse hiç yüz üstü bırakmadı. Fakat Drew'un belli bir zaman diliminde ritmi ve enerjisi ister istemez düşecek. İşte Fenerbahçe Ülker'in böyle maçlarda neler yapacağı benim için merak konusu. 
  4. Bunların dışında tüm enerjisini hücuma yönlendiren Goudelock, savunmada rakip kısaları durdurma konusunda hiçbir faaliyet göstermiyor ve çok kolay geçiliyor. Bu da rakip koçların, Gou'yu bir zaaf olarak görüp, onun üzerinden oynamasına imkan yaratıyor. Aslında CSKA Moskova deplasmanındaki son çeyrekte isterse bu kadar kolay geçilemeyeceğini gösterdi Drew ama bunu sürekli yapması gerekecek.


Kısacası, takıma maç kazandıran artıların yanında ufak ama zamanla etkisini artırabilecek eksiler barındırıyor Goudelock. Şu anki formunu zaten sene sonuna kadar sürdürebilirse, hem buranın efsanesi olur, hem de NBA'in yolunu tutar.
Sıra geldi, bu takımda hakkı belki de en çok yenen oyuncuya, yani Hickman'a. Hakkının verilmediğini neden mi düşünüyorum? Şöyle açıklayalım; Hickman, Fenerbahçe Ülker sisteminin kurbanı oldu. Genelde atıcı/bitirici olarak kariyerini devam ettirirken burada hazırlayıcı olması istendi. Yani yazının ilk kısmında da belirttiğim yanlış yapılanmanın, etkisini en güçlü hissettirdiği oyuncu oldu. Tam alışık olmadığı bir görevin ardından yaptığı hatalar ve bu hataların sürüklediği taraftar tepkileri, Hickman'ı kaybetmek adına kritik önem arz ediyordu. İşte Zisis faktörünün önemine burada da rastlıyoruz. Hickman'ın 1 numaradan düzenleyicilik görevini, inisiyatif alabilen bir 2 numaraya çevirmesi bu takım adına çok önemli. Takımın savunma konsantrasyonundaki artışa ve yakaladığı forma dikkat etmişsinizdir. Bunların en önemli nedenlerinin de Hickman ve Zisis olduğunu düşünüyorum. İstatistiklerin her şey olmadığı bir noktadayız.

Hickman kazanıldı tabi ama şimdi karşımızda şöyle bir sorun var; Hickman ve Goudelock birbirinin gelişimini sağlayan değil de, birbirine daha çok zarar veren oyuncular bence. Yani zıt kutuplar gibi. Bu durumda karşımızda iki seçenek var; Takıma sakinlik ekleyen, savunmada agresif olan, set hücumu dahilinde uzun vadede çok yararlı olabilecek Hickman mı, yoksa kısa vadede net başarı ve düzen hücumlarına karşı bire bir ustası Goudelock mı? Şu ana kadar ortada büyük sıkıntılar yok, takip etmeye ısrarla devam edeceğiz.

SG rotasyonundaki bu iki ismin ardından daha çok ligde önemli süreler alabilen Melih Mahmutoğlu var. Melih'in bir sakatlık veya form düşüklüğü gibi sorunlarla karşılaşmazsa, bu yılki Avrupa Şampiyonasında kesinlikle yer bulacağını düşünüyorum. Bunun sebeplerine gelelim. Melih artık saf bir şutör değil. Obradovic'in gelişiyle birlikte oyununa birçok yenilik kattı. Savunmada rakip kısaya yaptığı agresif baskı, lig için önemli. Fena hızda olmayan ayakları ve hareketli elleriyle rakibe kolay top aldırmamasının yanında, perdelere takıldıktan sonra dönüş süresi yine fena değil ve tam saha baskı/geçiş savunması alanlarında da bu lig için başarılı. Ancak savunmada saydığımız tüm bu alanlarda sürekli bir istikrar sağlayamıyor. 2 numarada fizik olarak kendinden üstün ve atletik bir isimle ( bkz: DJ Strawberry ) karşılaştığı zaman ritmini çok çabuk kaybediyor.Bu konuda henüz tam bir gelişim kaydedemediği için Euroleague'de fazla süre alamadığını düşünüyorum. Hücumda da yine gayret eden ama eline gelen şansları çok iyi kullanamayan bir Melih var. Mesela ligdeki Trabzonspor M.P. ve Tofaş maçları arasındaki ciddi farklara bakın. Gününde olduğu zaman gerçekten önemli bir silaha dönüşebilir zira sadece perde sonrası forvetlerden yolladığı üçlüklerle bile ligimizde fark yaratabilen bir oyuncu. Savunmada biraz daha özgüven, şut ritminde ve potaya yaptığı driplinglerde biraz daha istikrar, fark yaratmasını sağlar. Zamana ihtiyacı var.

Bu takımda kelimelerin anlatmak için yetersiz kaldığı iki oyuncudan ilkine geldik: Bogdan Bogdanovic. Maç içinde, oyunundaki olgunluk, ortaya koyduğu mücadele ve karakter, onun 22 yaşında olduğu gerçeğine inanmamızı bir hayli zorlaştırıyor. Oyuncu fabrikası Partizan'ın son zamanlarda çıkardığı en önemli isimlerden olan Bogi, buraya gelişini şöyle açıklıyor: "Obradovic'in benimle ilgilendiğini duyduğum anda kararım Fenerbahçe oldu. Zeljko'yla kariyerim ve gelecek sezon hakkında konuşunca çok etkilenmiştim. Umarım bizim için en iyisi olacak."


Dünya Kupasında Sırbistan ile yaşadıkları mükemmel performansın yorgunluğu etkisiyle olsa gerek, Bogdanovic ilk zamanlarında fazla efektif olamadı. Şimdi geriye dönüp incelediğimizde performansı kademe kademe artan bir Bogdanovic olduğunu görüyoruz. Özellikle yaşadığı sakatlık sonrası bu takım adına ne kadar önemli olduğu fark edildi. Hücum düzenlerini ayakta tutan ve düzenler dahilinde hücum edilmesini sağlayan bir kimliği var bu takımda. Skorer açıdan ve savunma hareketliliğinin getirdiği artıların yanında; gerek el yakan anlarda kullandığı toplarla, gerek iki elini de çok etkin kullanmasının verdiği özgüvenle ve gerekse de perde sonrası özellikle sol forvetten yolladığı şutlarla durdurulması zor bir oyuncuya dönüşüyor. Tüm bu artılarıyla Avrupa'nın fark yaratan oyuncularından biri olmayı bu yaşında başardı. Şu an için söyleyebileceğim tek handikap iste dış atış istikrarsızlığı. Son dönemlerde yüzdesinde önemli bir düşüş var ve bu düşüş devam ediyor. Sakatlığının etkisinden kurtulup, yeniden eski dış atış formuna dönmesini dileyelim...
Eylül 2014'ün en büyük kahramanlarından Preldzic, geçtiğimiz yıllardaki görünümünden uzaklaşmış durumda. Oyun yönetimindeki en önemli isimlerden olan ve bu konumda sürekli istikrarsız performansı nedeniyle taraftarlardan büyük tepkiler alan Emir, artık rotasyonun da genişlemesi sebebiyle ağır yükler üstlenmek zorunda kalmıyor. Kenardan enerji getiren ve potaya yaptığı driplingler ya da orta mesafeli şutlarıyla skora etki etmeye çalışan bir oyuncu hüviyetinde. Dış atışlar konusundaysa gerçekten çok kötü gidiyor. Dikkat ettiyseniz eğer; bomboş üçlüklerde ve ceza şutlarında çok kötü yüzdeye sahip bu yıl Emir. Buna rağmen el yakan topları ona emanet edebilirsiniz, zira bu topları sokmaktan da hiç çekinmez. Gerçekten çok ilginç ve anlaşılması zor bir oyun yapısı var Preldzic'in hiç kuşku yok ki.

Kelimelerin anlatmak için yetersiz kaldığı ikinci isme geldik: Nemanja Bjelica. Bogdanovic'i birkaç cümleyle açabildik belki ama Bjelica için bu gerçekten zor. Dış atış, savunma, sırtı dönük oyun, ribaund etkinliği, ciddiyet vs. bir forvette aranacak bütün özelliklere sahip. Oyun zekası, uzun kolları ve fiziğinin katkısıyla hem potaya driplinglerinde, hem de sırtı dönük oyunlarında rakibine avantaj sağlayabiliyor. Bu nedenle bire bir oyunlarında ona alan yaratmak skor açısından çok büyük bir artı. Bjelica'yı Avrupa'nın orantısız gücü olarak görebiliriz.

2011 Draftının 1. tur, 6.sıra seçimi Jan Vesely, transferinin gerçekleştiği andan itibaren, taraftarı ikiye bölmüştü. Şutunun olmaması, serbest atışlarda düşük bir yüzdeye sahip olması ve oyun zekası kısımlarında ciddi eleştiriler almıştı. Ancak Vesely, tüm bu düşüncelerin üstesinden geldi ve takımın vazgeçilmez oyuncularından biri oldu. Özellikle Bjelica ile aralarındaki iletişim en üst seviyede ve sahada birlikte yer aldıklarında onları durdurmak çok zorlaşıyor. Normalde 4 numara olmasına rağmen bu sistemle beraber 5 numaraya evrildi. Oyununda ilk dikkat çeken nokta şüphesiz ki atletizmi. Ayaklarının hızı ve fiziğinin avantajını, pozisyon bitirmede çok iyi kullanıyor. Sırtı dönük oyununun artık iyice geliştiğini ve serbest atışlarda da %70'e kadar gelen bir yüzde tutturduğunu eklersek geriye bir tek şutları kalıyor. Savunmada da çember savunuculuğu alanında zamanla en üst seviyeye geldi. Bunun yanında savunmada yapılan alan paylaşımında veya adam değişiminde hiçbir şekilde geride kalmıyor. Bu artılarıyla da birlikte takım savunmasının belkemiği haline geldi. Kleiza'dan sonra kesinlikle büyük fark yarattı.

Fenerbahçe Ülker'in pivot rotasyonunu toplu olarak inceleyelim. Özellikle Zoric'ten 2 sezondur beklenen katkı hiç alın(a)mayınca Vesely, 5'e devşirilmek zorunda kaldı. Aslında taraftarın Zoric'e de çok fazla yüklendiğini düşünüyorum. Çünkü Hırvat oyuncu aslında zeki bir basketbolcu. Ayakları pek hızlı olmasa da ikili oyun savunmasında ve pota altı savunmasında etkili bir isim. Bununla birlikte rotasyona derinlik katması da ayrı bir artı çünkü olası bir faul problemi yaşayan Vesely'nin arkasından gelebiliyor. Hücumda bir türlü ritim tutturamaması onun için büyük handikap zira alçak posttan oynadığı sırtı dönük oyunlarda bitiricilik konusunda hiç istikrar sağlayamıyor. Yine de şu rotasyondaki en önemli oyuncu olduğunu kabul etmek gerek. Semih ve Oğuz'a gelirsek; Böyle büyük bütçeli takımda pivot rotasyonuna etkisiz isimler dolduruldu eleştirileri sezon başından bu yana hep yüksek sesle dile getirildi. Bunu biraz da (aslında tamamen) yabancı sınırına bağlamak gerekiyor. Semih müthiş bir fiziğe sahip ve yıllarca fiziğinin ekmeğini yedi ancak biraz daha zeki bir oyuncu olsaydı onu buralarda izliyor olmazdık. Hiçbir zaman çalışkan bir oyuncu olmadı ve yabancı sınırı sayesinde bol kontratlarla kariyerini geçirdi. Tüm bunlara rağmen bu yıl Obradovic'in yanına gitmesiyle birlikte tarzını biraz olsun değiştirdiğini düşünüyorum. Zira artık saçına bile jöle sürmüyor, yaptığı işi düşünüyor. İşine odaklanmış bir Semih, Avrupa'da fark yaratacak isimlerden biri olur. Mesela odaklandığı zaman CSKA maçındaki gibi güzel işler yapabileceğini gördük. Umarım iyice akıllanır ve sadece işini önemsemeye devam eder. Oğuz'un ise büyük bir silah olmadığını düşünüyorum. Savunmada özellikle fiziği sayesinde tehlike yaratabilir ama bunu pek başaramıyor. Hücumda da post-up'ları dışında önemli tehditi yok. Şutlarını ve savunmasını geliştirmesi şart artık bu zamandan sonra.


Fenerbahçe Ülker'in 5 Maddelik Özeti

1- Savunmada ustaca işlenen switch'ler ile rakibe göz açtırmamaya çalışan, uzun-kısa eşleşmelerinde geride kalmayıp ayak çabukluğu gösterebilen ve potayı karartan, aynı zamanda yardım savunmasında da show-up'ın ardından geriye hızlı koşup boş alan bırakmayan uzunlara sahip bu takım. Obradovic bu adam değişimli savunma sistemini uzun ve sancılı dönemlerin ardından takımına oturttu. (Goudelock'ın olduğu beşlerde de yanına savunma yerleşiminde başarılı 4 isim yerleştiriliyor: Hickman-Goudelock-Bogdan-Bjelica-Vesely gibi).

2- Çok fazla sayıda hücum silahı var sarı-lacivertlilerin. Düzenler dahilinde fark yaratabilen ve sıkışan set hücumlarını izolasyona dönüştürebilen isimler mevcut. Bu nedenle durdurulması hayli güç bir takım çıkıyor karşımıza. Ancak işler güllük gülistanlık değil. Goudelock'ın oyunda olduğu dönemlerde eğer O formda değilse hücum ritminde önemli düşüşler yaşanıyor. Bu düşüşlerin süresi uzun olmasa da konsantrasyon kaybı gibi sebeplerden, iş maç kaybetmeye gidebiliyor. Bunun yanında Gou'ya fazlasıyla bağlanan hücum sisteminde onun kenara gelişi de alternatif isim bulmakta işleri yokuşa sürüyor. Zira ne Bogdanovic, ne Hickman, ne de başka bir oyuncuda Drew oyundayken konsantrasyon yüksek oluyor. Henüz bu sorun ciddi sürelere yayılmadı. Hücumdaki bu dağılganlık son 8'de takımı nasıl etkileyecek net olarak göreceğiz.

3- Yanlış yapılanmanın sonucunda ortada hala saf bir oyun kurucu yok. Zisis için hücum düzenleri, savunma dengesi ve rotasyon açısından önemli bir ekleme dedik ama onun da daha çok 2 numaradan süre aldığını görüyoruz. 1-5 ikili oyunları açısından etkisiz bir görüntü ortaya çıkıyor ve bundan da en çok Zoric'in etkilendiği kanaatindeyim.

4- Kazanma alışkanlığı edinmiş bir takım var karşımızda. Hem Euroleague'de, hem de TBL'de çok formda bir grafikle ilerliyorlar. Euroleague son 6 maçta kaybetmediler, aynı zamanda son 8 deplasman maçını da alarak inanılmaz bir işi başardılar. Darısı, Pire'ye diyelim. Eğer orada da kazanırlarsa hem ilerideki 4 maç için mükemmel bir avantaj elde ederler, hem de son 8'de gelecek olan rakibe çok ciddi bir gözdağı vermiş olurlar.

5- Objektif bir gözle konuya yaklaştığım için şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim; Taraftar Obradovic'e hak ettiği değeri pek göstermiyor. Hak ettiği değeri vermemek, eleştiri getirmek en doğal hakları tabii ama Zeljko'yu komisyonculukla suçlayan bir kesim bile oldu. Buralara girmeye hiç gerek yok. Takımın başındaki isim Obradovic, yani Avrupa tarihinin en iyi koçlarından biri. Bazıları bunun hala farkına varamadı. Hayranı olunan Bjelica, Goudelock, Bogdanovic veya herhangi biri, Obradovic olmasa burada gerçekten de bir arada oynayabilir miydi, sorgulamak lazım. Zeljko'ya sahip olmak bir takım için en büyük şanstır, bundan emin olabilirsiniz.


Fenerbahçe Ülker'den 5 Maddelik İstatistik

1- Goudelock'ın bire bir oynayarak ya da inisiyatif alarak düzen dışı hücum ettiği pozisyonlardaki isabet oranı: 44/80 (%55). Kaynağımız burası.

2- Nemanja Bjelica'nın 10'dan az ribaund aldığın 11 maçın tamamını kazanan Fenerbahçe Ülker, Bjelica'nın 10+ ribaund aldığı 9 maçta 5 galibiyet alabildi. Kaynağımız burası.

3- Ricky Hickman'ın TBL'de sakatlıktan önceki performansı: 9 maçta 5.8 sayı, 1.6 asist; sakatlık sonrası performansı: 3 maçta 11.6 sayı, 3.3 asist. Kaynağımız yine burası.

4- Bogdan Bogdanovic'in üçlük performansındaki düşüş. Kaynağımız: Ercan Vural.

5- Jan Vesely, Ocak ayı faul yüzdesi: %36.7, Şubat ayı faul yüzdesi: %73 Kaynağımız: Utkan Şahin.

Fenerbahçe Ülker'le ilgili oyuncu ve takım değerlendirmesi, istatistik paylaşımı yapmaya çalıştım. Eğer herhangi bir yerde hata varsa, buradan veya Twitter'dan uyarmanız çok mutlu eder. İyi günler :)

Comments

Popular posts from this blog

Bir Nefret Hikayesi

İstanbul, finaller söz konusu olduğu zaman spor tarihinde çok özel bir yere sahip. Bu yazının başrollerinde yer alan Obradovic ve Spanoulis için de kariyerlerinin belki de en destansı şampiyonlukları tam burada yaşandı. Obradovic, Euroleague'deki ilk şampiyonluğunu 1992'de Djordjevic'in maç kazandıran efsanevi basketiyle alırken, Spanoulis de 2012'de açık ara favori görünen CSKA karşısında büyük bir farktan geri dönerek Printezis'e yaptığı asistle son saniyede şampiyonluğu çalmıştı. Peki Avrupa basketbolunun şu anda en büyük iki figürü olarak kabul edebileceğimiz bu iki isim arasındaki nefretin sebebi ne? Öyle ki, Obradovic, 'yolda görsem selam bile vermem' derken Spanoulis bu konu hakkında yıllardır konuşmak bile istemiyor. Bu konunun biraz detayına inelim.

Çoğumuzun bildiği bir hikaye aslında bu. Obradovic ve Spanoulis arasındaki nefret 21 Haziran 2010'a dayanıyor. Bu konuyu yeniden hatırlamamızı sağlayan şey ise, sizin de tahmin edeceğiniz gibi: Sin…

Yeni Misafirlerimiz #1: Ricky Ledo

Salary Cap'teki inanılmaz yükselişle birlikte NBA'in çok daha cazip bir pazar haline dönüşmesi, şüphesiz ki en çok Avrupa'nın imajını zedeledi. Ekonomik açıdan zaten oldukça güçsüz olan Euroleague'in, elinde bulunan az sayıdaki değeri de zamanla kaybetmesi sürpriz olmaz. Avrupa'daki üst seviye oyuncuların yaşadıkları ikilem bir kenara dursun, D-League'deki önemli potansiyellerin önündeki denklem daha da karmaşık artık. Önlerinde 3 seçenek var:

1- NBA'de forma giyme şanslarını devam ettirebilmek için D-League'de kalmak.
2- Maddi yönden rahat olabilecekleri, ama kariyerleri açısından soru işaretleri barındıracak olan Çin.
3- Yeni bir uyanış yaşamak ve farklı bir maceraya atılmak için önlerinde duran Avrupa tercihi.

Bu yazıda (bunun bir yazı dizisi olmasını planlıyorum), geçen yıl D-League'de oynayan, bu yıl ise Avrupa'yı tercih eden Ricky Ledo'yu biyografik / istatistiksel detaylara fazla girmeden tanıtmaya çalışacağım. Oyuncuları tanıtmaya ba…

Yeni Misafirlerimiz #3: Bryce Cotton

Avrupa takımlarının D-League üzerindeki ilgisinin her geçen yıl artması, BSL ekiplerinin de ufkunu genişletmiş durumda. Russ Smith ve Ricky Ledo gibi önemli isimleri ilk kez kıta dışına çıkararak elde edilen başarıların, her geçen yıl adım adım büyütülmesi gerekiyor.

Velimir Perasovic'i takımın başına getirdikten sonra yepyeni bir sistem değişikliğine giden Efes, kendi kimyasını oturtmaya çalışırken önemli bir kumar oynuyor. Oynadıkları bu kumarda, başarı ve başarısızlık arasında çok ince bir çizgi oluşturdular. Ya geçen yılki Laboral Kutxa'nın devamı niteliğinde bir organizasyon olacaklar, ya da barındırdıkları önemli eksiklikler yüzünden gemi su almaya en başından başlayacak ve tüm mürettebat batacak.

Peki böyle karmaşık bir yapının içinde, takıma en son katılan Bryce Cotton neler yapabilir, verimli olur mu, Avrupa'da fark yaratabilir mi gibi birçok soru kafalarda canlanıyor. Yazımıza başlıyoruz.

BRYCE COTTON ( 24 - PG/SG - 1.85 )




- Günümüzde 3 tip oyuncu vardır:

1- Beyni…